Süleyman ÇAKIR

1970 Bandırma doğumlu, ilk orta ve lise öğrenimini Bandırma ve Balıkesir de tamamladıktan sonra, Ege Üniversitesi Gıda, Anadolu Üniversitesi İktisat bölümlerinden mezun oldu. Yaşam tarzının bir parçası olan unlu mamullerle ilk tanışması üniversite yıllarında başladı. 1992 yılında profesyonel olarak Dondurulmuş hamurda dünya devi olan Fransız Neuhaser ve Doğuş Holding ortaklığı olan DONE A.Ş’ de işe başladı. Dondurulmuş ekmekler, kruvasan, pizza gibi birçok ürünlerin ilk ar-ge çalışmasını yaptı. Burger King, Dominos Pizza, Little Ceasars , Arby’s, KFC gibi yabancı markaların ar-ge çalışmasında ve üretiminde bulundu. Türkiye’nin ilk Cafe- Fırın zincirlerinde operasyon şefi olarak çalıştı. Yöneticiliğiyle birlikte ustalığında ön plana cıkmış, 2012 IKA Dünya Aşcılar Olimpiyatlarında ülkemizi başarıyla temsil eden ve madalyalar kazandıran EUROTURK takımında yer almıştır. 2013 yılında BELTUR İSTANBUL CUİSİNE TEAM adına, İskoç’yada WORLD CLUNARY GRAND PRİX de ülkemizi başarıyla temsil etmiş madalyalar kazandırmıştır. 2016 yılında IKA Dünya Aşcılar Olimpiyatlarında artistik pasta dalında gümüş madalya aldı. Birçok yerli yabancı firmalara projeler hazırlıyor, Akademik dergilerde yazarlık yapıyor, Ekmek Dünyası dergisinin ve www.ekmekdunyasi.com sitesinin sahibidir. Milliyet Gazetesi Lezzet ekinde köşe yazarlığı yapmaktadır.Fırın ve pastane sektöründe ombudsman özelliği ile çok tanınıyor. Spor yapmasını fotoğraf çekmesini seviyor. ‘Endüstriyel Ekmek Üretimi’ ve ‘Anadolu Ekmekleri’ ile ilgili kitap hazırlıyor.
  • Üretmek Lazım!

    Gıda üretimi tüm dünyada her geçen gün daha ciddi bir konu olmaya devam ediyor. Artan nüfus sayısına karşın yeterince üretim olmaması ve bu durumun ülkemiz için de geçerli olması çok daha büyük bir problem olarak karşımızda durmakta. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) , dünyanın beklenen 9 milyarlık nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için 2050 yılına kadar % 70 daha fazla gıda üretmek zorunda kalacağını tahmin ediyor. Bu, 1 milyar ton daha fazla buğday, pirinç ve diğer tahıllar ve 200 milyon ton daha sığır eti ve diğer canlı hayvana karşılık gelir.
    Dünyada durum bu iken, ülkemizde de son zamanlarda gıda ve gastronomi yatırımı artmaya başladı. Yeni yeni trendler ortaya çıkmış, simit, kahve ve börek satan dükkânların sayısı artmış, büyük şirketler ve yabancılar bu sektöre yatırımları yapmış ulusal ve uluslararası birçok markalar boy göstermeye başlamıştır. Bu yatırımların büyük bir bölümü hizmet sektörüne yani son tüketiciye yönelik olarak yapılıyor.
    Peki ya hammadde?
    Hammadde sıkıntısı baş göstermesiyle birlikte pahalılık da doğal bir sonuç olarak ortaya çıkacaktır. Tahıl ve et ürünlerinin diğer ülkelere göre yüksek olmasının nedeni budur.
    Özellikle şuan ithal edilen bazı gıdalar ve katma değeri yüksek işlenmiş gıda ürünlerinin üretimi gerçekleştirilmelidir. Üreticilere ve girişimcilere her konuda daha fazla destek verilmelidir.
    Fiyatların bu kadar artmasına karşılık doğal bir sonuç olarak iki yöntem öne çıkacaktır. Bunlar “Fabrikalardan Halka” ve “Tarımsal alanlardan sofraya” satış sistemleridir. Fiyatların tüketiciler tarafından uygun hale gelmesi, üreticilerin daha çok kazanması için aracıların ortadan kalkmasıdır. Zincir marketlerin rekabeti koruyup ayakta kalmaları için, tarım veya gıda üretim tesislerine yatırım yapmaları kaçınılmazdır. Yani satmak için üretmek lazım, tüketmek için üretmek lazım, bol bol, kaliteli ve en iyisini üretmek lazım. 1200 yıllarında Mevlana “Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonrada ekmeği hakça bölüşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.” Sözü günümüzde de geçerliğini korumaktadır.

Close